Sesiyle, anlattıklarıyla sizi alıp ormanın derinliklerine, Kaf Dağ’ının ardına, çöl seraplarına götüren Judith Malika Liberman masal dünyasının kapılarını Karaköy Mono için açtı.

Çocukluk şu anki kimliğimizi oluşturmada çok büyük bir etken… Siz de Fransa’da doğa içinde, şehir temposundan uzak bir komünde büyüdünüz. Bunun hayatınıza, masal terapisi yolculuğunuza, kişiliğinize ne gibi etkileri oldu? Şehrin keşmekeşinde büyümüş olsaydı, Judith yine bugünkü Judith olur muydu?

Olamazdı. Ben çok yakın zamana kadar akıllı telefon bile kullanmıyordum, ki bu aileden gelen bir şey. Annemin bir lafı vardır: Annemin mutfağında yoksa benim de mutfağımda yeri olmamalı. Bu anti ilerleme gibi görünebilir ama illa ki yeni olan güzel olacak diye bir gerçek yok. Acaba unuttuğumuz bir şey var mı diye geriye dönüp bakmak lazım hep. Konu ilerlememek değil; ama ilerlerken elimizde olan güzel şeyleri kaybetmeden daha dikkatli yol alabilmek. Anlatıcılık örneğin, eskide kalan bir yöntem çünkü iletişim konusunda inanılmaz ilerledik ama yine de anlatıcılık hiçbir teknolojinin yapamayacağı şeyi yapıyor; aynı mekânda, birlik içinde hayal kurduruyor; yüz yüze olmak, doğaçlama, hayal kurmak, bunlar cep telefonuyla yapamayacağımız şeyler. Bin kişi online olarak Youtube’dan masal dinlese aynı tadı vermez. Madem ki teknoloji bunu yapamıyor, o zaman eski yöntemleri kullanalım: Bir dilimiz var, bir de ağzımız, aramızda bir ateş yakabilir; başında oturabiliriz. Ben bir el sanatları komününde büyüdüm. Annem dokuma yapıyordu, sepet ve deri işçiliğiyle uğraşanlar vardı. Eğer elle çalışıyorsan, evinde televizyonun yoksa, doğal olarak hikâyeler çıkıyor ortaya. Ben şimdi meydan okuyorum: On kişi al, onları ateşin etrafına oturt bir akşam, ellerine tığ ya da oyalanacak bir şey ver; mümkün değil hikâye anlatmadan durmaları… Anlatıcılıkta sadece hikâyeleri derlemek ve arşivlemek yeterli olmuyor, uygun koşullarda “ekransız” bir araya gelmek ve sakin bir alan yaratmak gerekiyor.

Peki, nedendir masallar? Neden var hayatımızda? Masallarla kendimizi iyi veya kötü karakterlerin yerine koyarak öz eleştiri mi yapıyoruz? Yani aslında hepimiz birer masal kahramanıyız da sadece uçan halılarımız, üç dilek haklarımız mı eksik?

Masal metaforik dildir. Evet, masaldaki bütün karakterler sensin. Geçen gün bir tane dinleyicim; bazen kendimi prens, prenses, cadı – yok yok cadı olarak hissetmiyorum, dedi. Neden cadı olarak hissetmiyorsun, dedim; herkesin içinde bir cadı, bir prens prenses, bir kral kraliçe var. Ruhundaki otoriter, vahşi, kıskanç ya da saf taraflar bunlar. Masal bir psikoloji sistemidir. Masalın içinde modern psikolojinin konuştuğu pek çok konu var. Mesela masallarda iyi anne ölür, yerine üvey anne gelir. İnsanlar rahatsız olur bundan. Ama hayatta da böyle… Bir annenin içinde hem iyi annenin koruyucu, fedakâr özellikleri; hem üvey annenin baskıcı, dominant karakteri var ve bir çocuğun büyümesi için ikisi de gerekli. Ayrıca masallar bizi bir araya getirerek günlük hayatta kahve içerken konuşmayacağımız tabu konuları ortaya döküp alt bilincimizle iletişim kuruyor. Masallar bazı konular üzerine ameliyat yapıyor. Toplum olarak hepimiz bambaşka konulara yönelirken bir arada barış içinde yaşamak istiyoruz, ama ne mümkün? Nasıl birbirimizi anlayabiliriz? Üç nesli bir araya getirebilen bir yöntemle, masalla…

Otomatikleşmiş bir toplumda realizm ve materyalizm peşinde koşan insanlara masal gibi masumane bir şey götürmek… Bu süreçte karşılaştığınız zorluklar, aldığınız tepkiler nasıl?

Bir kara masalcı var toplumumuzda. O der ki: “Yetmez! Elinde, evinde ne varsa yetmez.” Bizi koşu bandında koşturmak ister, daha fazla çalıştırmak, omuzlarımıza daha fazla yük bindirmek ister. Ama artık herkes daha hafif olmak istiyor, herkes daha fazla hayal kurmak istiyor. Ben de başlarda soruyordum kendime, kim masal dinleyecek? O yüzden kim beni çağırdıysa oraya gittim. Kim istediyse ona masal anlattım. Sanat galerisinde de anlattım, yoga merkezinde de parklarda da. Bankalarda kulelerin en üst katlarında da anlattım, şirketlerde de. Bu son yedi sene bana masala ihtiyacı olmayan kimsenin olmadığını gösterdi. Beş sene önce yirmi kişiyle başladık her ay düzenli masal anlatmaya, şimdi iki bin kişiyiz. Artık on ayrı şehirdeyiz. Doğru düzgün posterimiz, sitemiz, reklamımız bile yok. Masallarda olduğu gibi, kulaktan kulağa yayılıyor; gelen yine geliyor ve yanında birini getiriyor. Bu ay on beş ayrı masal gecesi yaptık. İnsanların demek ki hissiyatı var hâlâ. Bu ateşi beslememiz, fırsat yaratmamız gerek. Çünkü kara masalcı öteki tarafta bir ekranın başında sizi somut şeylere yoğunlaştırmak için fırsat kolluyor. Biz de bir araya gelip beraber hayal kurmak için çok fırsat yaratalım, belki o zaman değişir her şey.

 

…Devamı Karaköy Mono’nun 7. sayısında sizlerle!