• Her sanat yapıtı işlenmemiş bir suçtur.
  • Casanova bir kadını önyargısız olarak nitelediğinde, herhangi bir dinsel âdetin onu kendini teslim etmekten alıkoymadığını kastediyordu; bugünse önyargısız kadın, artık aşka inanmayan ve karşılığında daha çok alacağından emin olmaksızın herhangi bir ilişkiye gözü bağlı duygusal yatırımlar yapmayan kadın anlamına gelmektedir.
  • Yaşayan her şeyi hareket halinde tutan etken, varoluş çabasıdır. Ama varoluş bir kez güvence altına alındıktan sonra kişiler ne yapacaklarını bilmez olurlar: Böylece onları hareket halinde tutan ikinci etken devreye girer: Varoluş yükünden kurtulma, varoluşu algılanmaz kılma, ‘zaman öldürme’ çabası, yani sıkıntıdan kaçma çabası.

 

  • Eğer tepedekilerin canı sahiden sıkılıyorsa, fazla mutluluk onlara sıkıntı verdiğinden değil, genel zavallılık onları da belirlediğindendir bu. Eğlenceyi eblehliğe indirgeyen metâlaşma; egemenlerin neşesinde ürkütücü bir yankı bulan o gaddar buyurganlık; ve nihayet kendi gereksizliklerinin bilinci: Bunlar tepedekilerin de erincini budayan etkenlerdir. Kâr sisteminden kâr eden hiç kimse, onun içinde utanç duymadan yaşayamaz ve bu da çarpıtılmamış hazları bile çarpıtır.
  • En küçük toplulukta bile en alt basamaktaki üyedir düzeyi belirleyen.
  • Çocukluğumda, kar küreyen adamları ilk kez gördüğüm günü anımsıyorum. İncecik pılı pırtılar içindeydiler. Ne yaptıklarını, kim olduklarını sormuştum büyüklere. İşsiz adamlar olduklarını ve ekmek paralarını çıkarsınlar diye onlara bu işin verildiğini söylemişlerdi. Öyleyse layıklarını bulmuşlar, diye bağırmıştım hırsla, kar küreyenlerin layığı budur! Sonra da kendimi tutamayıp hıçkırıklara boğulmuştum.
  • Unutuluşun ıssız ufkunda her şey basitleşip gidiyor.
  • Gönüllü vasallar, daha yumruklarını masaya indirirken bile efendilerine tapacaklarını sezdiren isyancılar…

 

  • Korku kapasitesiyle mutluluk kapasitesi birdir: Deneyime sınırsızca açık olmak, sırtı yere gelenin kendini yeniden keşfettiği o kendini bırakma yaşantısına denk düşer. Varolan karşısında duyulan ölçüsüz bir kederle ölçülmeseydi mutluluğa mutluluk denebilir miydi? Çünkü ağır hastadır dünya.
  • Kültür endüstrisi, müşterileri tarafından yönlendirildiğine ve onlara kendi istedikleri şeyleri sunduğuna yeminle inandırmaya çalışır bizi.
  • Film sanat olmaya ne kadar özenirse o kadar sahteleşir.
  • Yanına kahkahayı almış olanın kanıta ihtiyacı yoktur. Bu yüzden de yüzyıllar boyunca, ta Voltaire’in zamanına kadar, daha güçlü tarafın yanında, otoritenin yanında yer almayı yeğledi yergi… Hiç tüketemediği konu, ahlak bozulmasıydı.
  • Kültürlü zevksizler bir sanat yapıtının onlara bir şey “vermesi” gerektiğini düşünürler hep.
  • Kant’a göre sanat yapıtlarının uyandırdığı çıkarsız haz, her estetik nesnede hâlâ işlemekte olan tarihsel antitezlerin yardımıyla anlaşılabilir ancak. Çıkar gözetmeden seyredilen nesnenin zevk vermesinin nedeni, bir zamanlar en şiddetli çıkarlara seslenmiş ve bu yüzden de sakince seyredilememiş olmasıdır. Seyredebiliyor olmak, aydınlanmış öz disiplinin bir zaferidir.
  • Bir yankılanma olmayan aşk yoktur.

(Metis Yayınları Theodor W. Adorno Minima Moralia kitabından alıntınlanmıştır.)