“Edebiyat,yetişkinlerin oyuncağıdır.”

İskoç yazar 1850’de Edinburg’da varlıklı bir inşaat mühendisinin oğlu olarak dünyaya gelir. Sağlık sorunları nedeniyle baba mesleğini yapamayacağı anlaşılır ve hukuk okumasına karar verilir. Ama hiç avukatlık yapmaz. Öğrenimi sırasında ailesinden ve burjuva toplumundan uzaklaşıp bohem bir hayatı benimser. Şehrin yoksul kesimine ve tuhaf kişiliklerine duyduğu ilgi daha sonra hikâyeleri için zengin bir kaynak oluşturacaktır. Yirmili yaşlarında solunum yollarından ciddi biçimde rahatsızlanır ve tedavi için Fransa’ya gider. Orada kendisinden on yaş büyük, evli ve iki çocuk annesi ama kocasından ayrı yaşayan Amerikalı bir kadın olan Fanny Osbourne’a âşık olur. Ve onun peşinden Amerika’ya gider. Bu arada üvey oğlu Lloyd Osbourne ile yaptığı bir haritadan aldığı ilhamla bir yazar olarak asıl ününü borçlu olduğu Define Adası’nı yazar. Ardından The Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde, Kidnapped gibi eserleri gelir. Ünü iyice pekişir Stevenson’un ve o dönemin ünlü yazarları Henry James, Leslie Stephen, Edmund Gosse gibi isimlerle de çok yakın arkadaş olmuştur. 1888’de bir yat kiralayarak ailesiyle güney denizlerine açılır. 1890’da Samoa’ya yerleşen yazar özellikle yerliler arasında  “Tusitala: Hikayeci” olarak anılır. Sık sık akciğer rahatsızlığıyla uğraşan ve kendisine iyi gelecek iklimler, ülkeler gezen Stevenson en son yerleştiği adada 3 Aralık 1894 günü beyin kanaması geçirir, akşamında vefat eder ve 4 Aralık’ta Vaea dağının zirvesine gömülür. Serüven öykücülüğünün yanı sıra, insan davranışlarının belirsizliğini, insan doğasının karanlık yanlarını çok iyi işleyen Stevenson, arkasında birçok eser bırakmıştır.