Koleksiyoner, sinema aşığı ve bi’ o kadar da eğlenceli hayat sürdürüp bunu bizlerle paylaşan Mösyö Taha ile ufak bir röportaj gerçekleştirdik.

 

1) Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

İsmim Taha, 24 yaşındayım. Marmara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi’nde okudum. Harry Potter’ı çok severim. Çok severim derken şaka yapmıyorum. ☺ Yaklaşık 10 yıldır topladığım ürünlerden oluşan bir Harry Potter koleksiyonum var. Sinema ile ilgileniyorum. Vaktimin çok büyük bir kısmını filmlere ayırıyorum. İstanbul’da olmanın avantajlarından sonuna kadar yararlanıp başta film festivalleri olmak üzere, kültürel etkinlikleri çok yakından takip ediyorm. Yaklaşık 1,5 yıldır hayatımı paylaştığım bir youtube kanalım var. Kanalda film, dizi ve kitap incelemelerinden, bloglara, kendin yaplardan, Harry Potter videolarına kadar bir çok şey paylaşıyorum.


2) Geçtiğimiz yıl okuldan mezun oldun şu an neler yapıyorsun ve gelecek için planların neler?
Şu an, hukuk eğitiminin bir parçası olan zorunlu staj dönemindeyim. Gelecek içinse kafamda
bir çok şey var. Bir yandan mesleğime devam edip, bir yandan internete devam ederim diye
düşünüyorum bir süre daha. Daha sonra ne olur, ne biter benim de en ufak bir fikrim yok.
3) Neden “Mösyö” Taha?
Aslında arkasında son derece komik olmayan bir espri gizli. Facebook’da isminin başına T.C.
eklemenin moda olduğu zamanlarda “Ben de ismimin başına T.C. Mösyö Taha eklersem
Fransa etkisindeki Türk şairler gibi olurum.” Diye bir tweet atmıştım. –Biliyorum, komik değil
hahahaha- O zamandan beri “Mösyö” Taha olarak kaldım.
4) Kendini mutlu etmenin yollarını arıyorsun ve bunları diğer insanlarla da
paylaşıyorsun ki bunu kendin için yapman çok güzel bir şey. Seni ilk başta buna iten ne oldu? Ardında büyük bir depresyon var mı?
Ne mutlu ki yok. Çok mutlu bir çocukluk geçirdim, çok mutlu büyüdüm. Lisede arkadaşlarımla aram çok iyiydi, üniversitede çok güzel zaman geçirdim. Mutluluk hayatımın geneline yayılmış durumda aslında. Böyle beylik laflarda bulununca kendimi kişisel gelişim uzmanı gibi hissediyorum ya. Ve aslında kendi hayatımı, yaptıklarımı paylaştıkça bunun insanların hayatlarına dokunduğunu gördüm. Örnek vermek gerekirse; bir kişi benim önerdiğim filmi izledi ve çok beğendi veya dinlediğim müziği dinleyip çok sevdi. Bu beni daha da mutlu etti. Bu bir döngüye girmiş oldu, paylaştıkça mutlu oluyor ve mutlu oldukça daha çok paylaşıyorum. Sanırım beni bu işe iten ve devam etmemi sağlayan insanların hayatlarına girebilmek oldu.
5)Bu kadar büyük Harry Potter fanı olduğunu görmek gerçekten çok güzel, senin kadar olmasa da ben de Harry Potter’ı çok severim. Peki sence seni bu kadar bağlayan unsur veya unsurlar neler?
Harry Potter ve Felsefe Taşı’ nın filmi ilk çıktığı zaman -2001- ben de okula yeni
başlamıştım. Yaşım itibariyle Harry ve arkadaşlarının maceralarına katılmaya çok elverişli bir
dönemdeydim. O zamanlar girdim ve bir daha da çıkmadım büyücülük dünyasından.
Zamanla da Harry, kurgu bir karakter olmaktan öte bir arkadaşa döndü benim için;
yorgunken, mutsuzken, öfkeliyken veya sevinçliyken. Ne zaman istesem sığınabileceğim bir
yuva Hogwarts benim için. Zaman zaman insanlar soruyor bana “Hala mı Harry Potter?”
diye. İnsan evini terk edip, arkadaşını sokağa atar mı? “Evet, hâlâ Harry Potter.”
6) Gördüğümüz kadarıyla sinema hayatının merkezinde hatta bir twitter hesabın bile var sanırım. Sinema ne zaman hayatında bu kadar önemli bir yer etmeye başladı?
Evet! Tam olarak hayatımın merkezinde. Öncelikle insanların kafasında Harry Potter
sevdiğim için sürekli fantastik veya türevlerini izleyip sevdiğim yönünde bir kanı var. Bunun
tamamen yanlış olduğunu söylemeliyim. Hatta fantastik sevmem bile (buna kimseyi
inandıramıyorum). Sinemaya olan ilgim lisede başladı. Bu konuya olan ilgimi fark eden bir
öğretmenim vardı ve çok güzel filmler önerdi bana. Ben de sonsuz kuyuya doğru düşmeye
başladım. Elimden geldiğince çok fazla film izliyorum, hâlâ izlemek istediğim yüzlerce film
var. Madem bahsettin, merak edenler olursa twitter’da “bifilmonersene” adlı hesapta film önerilerinde bulunuyorum. Viva la Cinema!
7) Youtube’da belirli bir kitlen var ve bu kitle gün geçtikçe artmakta. Youtube’a
başlama hikayeni anlatabilir misin?
Bolca arkadaş baskısı ve bir miktar gazın ardından kendimi Youtube’da buldum. Youtube için
Türkiye’nin malûm durumundan dolayı, başta çok endişeliydim açıkcası. Ancak internet
harika bir yer, yaptığınız her şey; ona uygun kitleyi bir şekilde buluyor. Yeri geliyor “kağıttan
asa yapımı” videosunu izleyen 10 yaşındaki bir çocuk bana yaptığı asa fotoğrafını
gönderiyor. Yeri geliyor 25 yaşında birisi festivalde izlediği yorumladığım film hakkındaki
düşüncelerini benimle paylaşıyor. Yeri geliyor 50’lerindeki çok tatlı bir teyze pazar günü işini
gücünü bırakıp düzenlediğim buluşmaya geliyor. Tüm bunları gördükçe, böyle geniş bir
kitleyle iletişimde olduğumu görünce iyi ki arkadaşlarımın baskısına boyun eğmişim diyorum.
8) Videolarından gördüğümüz kadarıyla oldukça geniş bir koleksiyonun var yani sana koleksiyoner diyebiliriz. Peki, bize koleksiyonlarından bahsedebilir misin?
Bir şeyi çok sevince, onu hayatınıza dahil etmek istiyorsunuz. Bunun da en kolay yolu eğer o
şey bir filmse, onun eşyalarına sahip olmak. Başlangıçta “koleksiyon yapmalıyım.” diye bir
hedefle oluşmadı bu koleksiyon. “Bunu almalıyım” dediğim şeyler birike birike, yurt
dışına giden arkadaşlarımdan siparişle veya arkadaşlarımın hediye etmesiyle zamanla birikti.
Şimdi beni Muggle dünyasından koparıp, Hogwarts’a götüren bir koleksiyona dönüştü.


9) Bize bir kitap, film, albüm ve dizi önerisinde bulunabilir misin?
Kitap olarak Adalet Ağaoğlu, Ölmeye Yatmak. Film olarak –en sevdiğim film- Kiarostami’nin
Copie Conforme’si, albüm olarak Belle and Sebastian’ın Girls Peacetime Want to Dance’ı.
Dizi olarak ise benim için bir diziden fazlası olan Six Feet Under’ı önereyim. Farkettim ki,
hepsi son derece mutsuz.
10) Eklemek istediğin bir şey var mı?
Beğendiyseniz beğenmeyi ve kanalıma hahaha şaka şaka. Çok teşekkür ederim, çok
keyifliydi benim için.

twitter/instagram: mosyotaha

youtube: https://www.youtube.com/channel/UCO3EV9AYxEw-M_3kpne5OLA