Bir şarkının temposu müziği boyutsuz yapmaya yeter mi?  Sesin yarattığı titreşim insanda neler uyandırır? Müzik sadece bir eğlence aracı mıdır? İşte bütün bunların cevaplarını, 9 Mart 2018 tarihinde Indie City Festivali kapsamında Salon IKSV’de sahne alan İsviçreli müzisyen Aisha Devi ile konuşma fırsatı bulduk.

Fotoğraf: Onur Dogman

2013’de kurduğu “Danse Noire” plak şirketi ile yüksek ilgi toplayan Aisha Devi, eserlerini ve eserlerinin atmosferini “İç bilişsel ve meditatif bir süreç” olarak tanımlıyor. 2017 yılında gerçekleştirdiği Boiler Room performansını hayranlıkla izledikten sonra biz de aynı düşüncelere sahip olsak da, kendisini sahnede, melodilerle beraber süzülmesini tecrübe etmek, müziğini ne kadar doğru bir şekilde tanımladığını göstermiş oldu.

Müziğin yapım aşamasının, sorduğun sorulara kendi yanıtlarını vermek olduğunu söyleyen Devi, müziği sadece bir eğlence aracı olarak görmediğini de ekliyor. Eğlence dışında onun için ne anlam ifade ettiğini ve sahnede nasıl hissettiğini sorduğumuzda ise şu cevabı veriyor;

Fotoğraf: Onur Dogman

“Müzik, insanları bir araya toplamak için çok eski bir yöntem. Parçaları oluştururken bulduğum cevapları insanlara frekans ve titreşim yoluyla anlatmak inanılmaz bir hissiyat. Zaten sahnedeyken kendim gibi hissetmiyorum. Oradaki çok farklı bir insan. Aynı Şamanizm kültüründe olduğu gibi, müziğin iyileştirici tarafını hisseden ve hissettirmeye çalışan, günlük hayattaki her şeyi unutup, kozmik bütünün parçası olan bir insan…”

Şarkılarında BPM(beat per minute) kavramından ziyade, frekansa önem verdiğini söyleyen Aisha, hız/tempo algısının zaman/boyut kavramıyla ilgili olduğunu fakat titreşimi sağlayan frekans kavramının yaydığı enerjinin boyutsuz olduğunu öne sürüyor.

Müziğin tanımlanabilir, fiziksel boyut kavramından uzağa taşınması eserlerinin “spiritüel” etiketi altında konuşulmasına sebebiyet verse de, kendisi durumu bu şekilde açıklamıyor. Spiritüelliğin daha çok “bilinmeyen üzerine” yaptığı çağrışımdan yakınan müzisyen, müziğin ana olgusu olan titreşimin aynı zamanda evrenin, hayatın ve maddenin de temel yapısını oluşturduğunu söylüyor.

Performansını izlerken gerçekten de bu şekilde hissettiriyor Devi. Şarkı sözlerini anlamanız gerekmiyor, şarkılarını daha önce dinlemiş olmanız gerekmiyor. Bütünlüğü hissetmeniz Devi’nin performansından etkilenmeniz için yeterli olacaktır.

Parçalarını ilk dinlediğimizde, içerisinde acaba yeterince element yok mu diye düşündük. Fakat dikkatlice bakıldığında vuruşlarla beraber kendini gösteren noise efekti ile dengelenmiş ritimler, tekrarlar içeren dijital üflemeliler ile vokallerini öne çıkaran bir zeminle karşılaştık. Müziğinin tesiri altında gözlerini kapatıp kendilerini titreşimlere bırakan dinleyicileri görünce bu mühendisliğin işlevselliğini de sorgulamıyorsunuz.

Peki ya Devi’ye göre seyirci/dinleyici ne anlam ifade ediyor? Enerji ve bilgi paylaşımının hangi noktasındayız?

Fotoğraf: Onur Dogman

İnsanlığın DNA’sına kodlanan titreşimleri algılama ve bu algılamayı belirli anlamlara dönüştürüp bir bütün olarak hissetme yetisi bu çemberin devam etmesini sağlayan ana olgu. Bilimin de şamanları günün birinde doğrulayacağını söyleyen müzisyen, alternatif kültürler içerisinde yaşayan insanların bir dil oluşturup, bu dil ile beraber bilgi, enerji ve tecrübeyi yayarak dünyanın daha iyi bir yere gideceğine inanmakta.

11 Mayıs 2018 tarihinde çıkacak olacak “DNA Feelings” albümünde de, bütün röportaj boyunca bize anlatmaya çalıştıklarını, kendi dünyasına ait melodiler ve derin vokalleri ile hissettireceğinin de mesajını veriyor.

Sadece Aisha Devi’yi değil, kendine has tarzı olan ve dinleyicilerini performansları ile benzersiz tecrübeler yaşatan Partapart’ın düzenlediği Indie City Festivali’ne, bütün bu müzisyenlere kapılarını açan Salon IKSV, Mama ve Red Bull Music işbirliğiyle Mini Müzikhol’e Devi’nin tabiri ile yeni bir dil yaratmaya, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için sağladıkları olanaklara içten teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz.