Okumak zorundayız, yoksa öğrenemeyiz. Araştırmak zorundayız, yoksa bilemeyiz. Anlatmak zorundayız, yoksa yaşayamayız…

Oldukça rahatsız edici konular değil mi? Ölüm, İşkence, Cezalandırma… İnsan daha adlarını duyunca tüyleri diken diken oluyor. Ama ne yapalım, olsa da olmasa da biz insanız ve biz buyuz… “Hayatım gözlerimin önünden geçiyordu” klişesi bize hiç yabancı gelmez. Özellikle filmlerde çok sık duyarız. Ve bazen herkesin başına bir şeyler gelir de hayat denen şeye daha bir sıkı tutunmak isteriz sonrasında… Yaşamak, nefes almak çünkü acayip bir şeydir. İnsanlar kural koyarlar, güçlü olmak isterler ve asıl güçte iktidardır, toplumu yöneten elitlerdir. Ve düzen bozulmasın diye de türlü türlü şeylere başvurulur… Cezalandırmadan tutun da işkenceye kadar gider bu ve insanı en sonunda da bir ölüm bekler. Asıl rahatsızlık veren biz insan denen yaratıkların türdaşlarına gözlerini kırpmadan neler yapabildiğini görmek hatta bunu daha iyi nasıl yapabiliriz; daha fazla nasıl acı verebiliriz, insanları nasıl kendinden geçirebiliriz diye düşünüp çeşitli yöntemler geliştirmiş olmasıdır. Bu traji-komik durum insanı kendinden de korkutuyor…

Ama bu üç kitap sadece insanın acımasızlığını, ya da kanunların sertliğini ortaya koymuyor, hatta yer yer eğlenceli bile oluyor okumak… Bu kitapların asıl önemli tarafı, insanın önüne koskoca bir insanlık fotoğrafı koyması… Daha dünyaya gelişimizden bugünümüze kadar yaşadığımız bir sürü değişimi ve insan olarak özümüzde barındırdığımız korkunç tarafı anlatıyor, okurken edebiyattan, tarihten, antropolojiden, sosyolojiden, savaşlardan, insanlığın gelişiminden ya da her türlü değişiminden farklı bir açıdan bilgi sahibi oluyorsunuz…

Ayrıca da ölüm zaten başlı başına bir konu… Dünya ve öteki dünya meseleleri oldukça irdelenen ve insanı düşündüren, bazen de çok rahatsız eden şeyler… 

Bu üç değerli kitabı, kitaplığınızda bulundurun ve zaman ayırıp okuyun… Sadece bilgi sahibi olmak için değil hislerinizi yoklamak, varlığınıza yeni anlamlar kazandırabilmek için…

Bizden söylemesi!

@parisyayinlari

 

 

Cezalandırmanın mantığı nedir?

Hammurabi Kanunları’ndan günümüze; intikam, caydırma ve engelleme üzerine kurulu olan cezalandırma teknikleri toplumlar genelinde ne kadar başarılı olmuştur?

Kaç insanın hayatı sıklıkla değişen kanunlar ve işkence aletleri altında ezilmiştir?

Suç oranları yapılan kanunlar ve uygulanan cezalandırma yöntemleri ışığında yüzde kaç oranında düşmüştür? Sahiden düşmüş müdür?

“Cellat Pierrepoint: Devlet adına, ölümü -ölüm ne kadar adil veya haksız olursa olsun- en insani ve asil şekilde sağlama görevini yerine getirdim… Deneyimlerimin meyveleri ağzımda acı bir tat bıraktı, zira gerçekleştirdiğim yüzlerce infazın her birinin o ya da bu şekilde yeni cinayetleri önlemiş olduğuna inanmıyorum. İdam cezası, bana göre, intikamdan başka bir şey değildir.”

 

İtiraf alma amaçlı “sertlikle” kasıtlı “zulüm” arasında akıl almaz incelikte bir çizgi… 

İnsanlığını, vicdanını, ruhunu kaybeden işkenceciler; eklemleri etlerinden fırlayan, gözleri oyulup tırnakları çekilen, kendi kan gölünde boğulan mahkûmlar… Zihin işkenceleri, Demir Maske, Skeffington Prangası, Çivili Tabut, Bakirenin Öpücüğü, İspanyol Sandalyesi ve daha niceleri… Bu kitap size, içine doğmuş olduğunuz dünya düzenini sorgulattıracak. “Mowung, insanüstü iradesiyle yavaş ve temkinli kesim sürecinde sessizliğini korudu; önce yanakları, sonra göğüsleri, kollarının alt ve üst kasları, bacaklarının etleri ve bunun gibi pek çok yeri hayati noktaları zarar görmeyecek şekilde bedeninden sıyrıldı. Ağzını yalnızca bir kez açtı, hemen öldürülmek istediğini söyledi -bu arzusu kurbanına işkence etmekten vahşice zevk alan işkenceciler tarafından umursanmadı bile.”

 

“Memento Mori”

Kendine özgü yaşam ritüellerini bir potada eritebilen gerçeklik: Ölüm! 

Kimine göre bir son, kimine göre bir başlangıç… 

Ölümde iki şey başımıza gelebilir: Ya kişi yok olur tüm algılarını bir hiçlik denizinde yitirir ya da birçok insanın inandığı gibi bu bir değişimdir, ruhun başka bir diyara göçüdür. O diğer dünyaya Orpheus, Musaeus, Hesiod  ve Homeros’la sohbet etmek için kim gitmek istemez ki?

Ayinler, hayaletler arası evlilikler, mumyalama teknikleri, ölüm maskeleri, mezar hediyeleri, defin eğlenceleri ve birbirinden enteresan bakış açılarıyla serinin son kitabı Ölümün Tarihi, insan bedeniyle vedalaşma imtihanına ışık tutuyor.

 

Hazırlayan: Muammer Kıranoğlu