ŞENAY LAMBAOĞLU, KARAKÖY MONO DERGİ’YE SON ALBÜMÜ RÜYALARIMA GİR’İ VE KENDİ MÜZİK DÜNYASININ NASIL OLUŞTUĞUNU ANLATTI.

 

Öncelikle dördüncü albümünüz için sizi tebrik ederim, çok güzel bir albüm. Üç caz albümünden sonra dördüncü albüm biraz farklı gibi, sanki alternatife yönelmişsiniz. Bunun sebebini öğrenebilir miyim?

Teşekkür ederim. Albümü sevmenize çok sevindim, mutlu oldum. Aslında albümlerin hiçbiri direkt olarak caz albümü olarak yapılmadı, öyle yola çıkılmadı. Fakat referans aldığımız kaynaklar, caz müziğin kökenleri ya da dokusu belki, uyuştu yaptığım bu işlerle. Üçüncü albüm zaten daha çok şairlerin bestelenmiş şiirleriyle ilgili bir proje, çalışmaydı. Orada da tam bir caz albümünden bahsetmek mümkün değildi. Bu albümde çok fazla o kalıpların içerisine girmedim. Müziğe hizmet eden, şarkılara hizmet eden bir şeye dönüşsün istedik yaptığımız çalışma. Bu bakımdan biraz daha diğerlerinden ayrışıyor.

Çoğunlukla caz türünden şarkılar yapıyorsunuz. Bu zamana kadar kendinizi caz türüyle ifade ettiğinizi düşündük. Peki kendinizi şu anda nasıl ifade ediyorsunuz? Caz ile devam etmek mi istiyorsunuz, bu yönü değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir değişim isteği söz konusu mu?

Aslında bir şeyleri değiştirmek istemiyorum. Sadece yeni şeyler yapmak istiyorum ve yaptığım işleri daha fazla kişiye nasıl ulaştırabilirim, daha renkli hale nasıl getirebilirim, biraz onun arayışı içindeyim. Bu anlamda farklı müzisyenleri yaptığım çalışmalara dahil ederek, belki bu anlamda olayı daha renkli bir hale getirebilmeyi amaçladım. Bu albümde çok farklı müzisyenle yer aldı. Derya Türkan kemençede, Sedef Erçetin çelloda yer aldı. Üç farklı nefesli enstrüman var bu albümde; Serhan Erkol, Batu Şallıel, Korhan Futacı. Çok değerli kıymetli bir gitarist arkadaşımız var Erdinç Şenyaylar. Bunun müziğe çok katkısı oldu. Onun dışında üç ayrı aranjör ile çalıştık, Tolga Bedir, Adem Gülşen, Kaan Bıyıkoğlu. İki farklı basçımız var, biri kontürbas çaldı; Matthew Hall, Caner Üstündağ. Sanırım tüm bu renkli isimler albümün biraz daha farklı duyuluyor olması ya da izleyicilere ulaşma konusunda, daha kolay algılanabilme konusunda bir kolaylık sağladığını düşünüyorum. O yüzden ortaya çok keyifli bir şey çıkardık. 

Albümün hazırlığı ve çıkışı bu iki yıl aradan sonra sizi nasıl bir duygu içine soktu?

Aslında hazırlık uzun zamandır vardı.  Çünkü şarkıların hepsini iki sene içerisinde yazmadım. Hatta albümde iki-üç parça, iki-üç sene öncesine dayanan besteler. Fakat albümün hepsini bir sıraya dizdim ya da proje olarak uygun bulduğum şarkıları bu albüme koydum. Hazırlık sürecimiz kış döneminde aslında 2017 sonbaharında başladı. Çok kısa bir zaman içinde hayata geçirme konusunda var gücümüzle çalıştık. İki buçuk günde kaydedildi ve bunun içine vokal kayıtları da dahil. Mix aşamasında biraz zaman harcadık, ama orada güzel bir şey çıkması için olabildiğince titiz bir çalışma yürüttük. 

Albüm içinde favori bir parçanız var mı?

Var. Bu tuzak bir soru sanırım (gülüşmeler). Bununla ilgili ne diyebilirim ki, hepsini çok seviyorum. Bir insan çocukları nasıl ayırt edemezse parçalarını da şarkılarını da ortaya çıkardığı ürünleri de birbirinden ayrı bir yere koyamıyor. O yüzden hepsi benim için çok kıymetli.

Albüm ile ilgili bazı yorumlar okudum. “Rüyalarıma Gir” şarkısı diğer şarkılardan ayrılmış, çok farklı şeyler hissettirmiş. Bunun için ne düşünüyorsunuz. Bu şarkıyı yorumlarken, söylerken siz nasıl hissettiniz?

Bu parça aslında babam için yazılmış bir şarkı. Onu kaybettiğim dönemlerdeki ruh halimle alakalı belki. Aslında sevgiliye hitaben bir parça değil. Sanırım o yüzden içimde biraz özlem, acı ve biriyle bir daha konuşamayacak olmakla alakalı o duyguları dinleyicilerle paylaştığım için o diğer şarkılardan biraz daha ayrı duruyor olabilir. Ama rüyasını görmek istediğiniz her şeye ve herkese aslında hitap eden bir şarkı.

Yirmi beşinci caz festivalinde yoksunuz. Bunun sebebi kişisel mi yoksa takviminize mi uymadı?

Daha önceki yıllarda çıkmıştım. Bu tarz takvimler bir sene öncesinden oluşturuluyor. Biz albümü daha yeni dinleyicilerle buluşturabildiğimiz için takvimde yer alamadık. Umut ediyorum ki bir sonraki sene İstanbul Caz Festivali’nde yer alırız.

Müzik sizin için ne ifade ediyor? Duygusal boşluklarını bazı insanlar müzik ile doldurur. Sizin için de böyle mi?

Aslında tamamlandığımı düşünüyorum. Daha farklı bir hayat nasıl olurdu onu çok fazla düşünmedim çünkü hiçbir zaman müziğin eksik olduğu bir an olmadı. Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum, bildim bileli bu işi yapmak istiyorum. Farklı arayışlara hiçbir zaman gitmedim. Saplantılı bir şekilde müziğe aşığım diyebilirim. Müzik benim hayatımın olmazsa olmazı.

Ülkemizde caz, pop müzik kadar önemsenmiyor sanki. Bunun için birşey yapmak ister miydiniz?

Aslında zaten şu anda bunun için birşeyler yaptığımı düşünüyorum. 2012 yılında Ada Müzikten çıkan “ İçimde Aşk Var ” albümünden itibaren aslında ben kendi duygularımla yaptığım işlerle dinleyicilere nasıl daha çok ulaşabilirim, müziği insanlara ulaştırma konusunda, sevdirme konusunda neler yapabilirimin arayışları içerisindeyim. Türkçe cazı tercih etme nedenim belki de Türk insanına, Türkçe konuşan, duygularını Türkçe ifade eden insanlara evrensel bir müziği bir şekilde ulaştırabiliyor olmaktan geçiyordu. Bu konuda da güzel geri dönüşler aldığımı düşünüyorum. Çünkü hayatımda bu müzikle hiç tanışmamış insanlar bile bir şekilde bir yerlerde duyduğunda bir şekilde iletişim kurabiliyor, bir bağ kurabiliyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bu anlamda dünyada caz müzik çok popüler bir müzik değil, çünkü çok daha rafine zevkleri olan insanlara hitap eden bir müzik.  Biraz emek isteyen bir müzik, hem dinleyici açısından hem de icra eden kişiler açısından. Dünya geneline baktığımızda daha özel bir iş yapıyoruz, o yüzden dinleyicilerimiz de çok özel.

Yaptığınız caz müzik geleneksel caz müzikten biraz daha farklı. Farklı bir üslubunuz var. Müziğinizi biraz tanımlar mısınız?

Bu müziği hiçbir zaman caz olarak tanımlamadım. Çıkış noktamız yirmi yıla dayanan bir müzik kariyeri. O dönemlerde caz yaparak camiada olduğum için, yaptığım müzik biraz daha caz olarak ya da cazın türevleri olarak ya da cazın ötesi ( yeni tabir ile ) olarak konumlandırılmış olabilir. Çünkü mutlaka işlerimizi kategorize etmek durumundayız. Türkçe caz kategorisinde olması tabii ki beni hiçbir zaman rahatsız etmiyor. Fakat ben şarkı yazarıyım. Çok fazla kalıplar içerisinde olmak, kendimi eksik ifade edecekmişim gibi bir duruma sokuyor. O yüzden insanların sevebildiği, rahat hissettiği paylaşımların içerisinde bir müzik desek sanki çok daha doğru olur.

Caz ve müzikle tanışmanız nasıl oldu peki?

Radyo sayesinde bunu da her yerde söylüyorum. Ortaokul yıllarımda TRT’nin radyo kanalında bir saat klasik müzik, bir saat caz müziği vardı. O dönemlerde tanıştım, aşina oldum ve çok büyük keyif aldım. Üzerine düşünmeye başladım, aramaya başladım, ulaşmaya çalıştım. 

Yaptığınız müzikler, yazdığınız şarkılar için bir ilham kaynağınız var mı?

Hayatın herşeyi.  O kadar çok şey yaşıyoruz ki hayat, hayatın en rutin alanı bile birşeyler yazmak için ilham verebiliyor. Çok büyük trajediler çok büyük olayların hayatıma girmesine çok fazla ihtiyacım olmadı. 

Albümden sonra planlarınız nedir?

Şu sıralar biraz konserlere biraz odaklanmış durumdayım. Yaptığımız işleri gerek sosyal medya gerekse yazılı medyada insanlarla buluşturma, paylaşım içerisinden olma durumdayız. Bir takvimimiz var. Sanırım yakın zamanda albümde öne çıkan parçalara klip çekmeyi düşünüyoruz. Turnemiz olucak.

 

Röportaj: Selen Aktümen