29 AĞUSTOS-8 EYLÜL 2018 ARASINDA DÜZENLENECEK 75. VENEDİK FİLM FESTİVALİ’NDE SEYİRCİYLE BULUŞACAK NETFLIX YAPIMLARI BELLİ OLDU. FESTİVALDE, NETFLIX ORİJİNAL FİLMLERİ ROMA, 22 JULY, THE BALLAD OF BUSTER SCRUGGS, THE OTHER SIDE OF THE WIND VE SULLA MIA PELLE’NİN YANI SIRA THEY’LL LOVE ME WHEN I’M DEAD BELGESELİ GÖSTERİLECEK.



Netflix, Venedik Film Festivali’nde (29 Ağustos – 8 Eylül Venedik, İtalya) gösterime girecek filmlerini ve belgeselini duyurdu.

Netflix Filmleri

22 July – Dünya Prömiyeri / Yarışma Filmi

Yapımcılığını, Oscar’a aday gösterilen film yapımcısı Paul Greengrass’ın (Captain Phillips, United 93) üstlendiği 22 July, Norveç tarihinde yaşanan en vahşi terör saldırısının ardından yaşanan gerçek bir hikâyeyi konu alıyor. 22 Temmuz 2011 tarihinde, aşırı sağcı bir radikal grup tarafından Norveç’in başkenti Oslo’da liderlik kampında bulunan bir grup gence toplu bir saldırı düzenlendi. Belgesel, ülkenin içinden geçtiği iyileşme ve barış sürecini, hayatta kalan bir kurbanın fiziksel ve duygusal yolculuğu üzerinden anlatıyor.

ROMA – Dünya Prömiyeri / Yarışma Filmi

Akademi Ödüllü yönetmen ve yazar Alfonso Cuaron’un (Gravity, Children of Men, Y Tu Mama Tambien) bugüne kadarki en kişisel projesi olan ROMA, 1970’lerin Meksika’sında geçiyor ve orta sınıftan bir ailenin hayatındaki çalkantılı bir yılı anlatıyor. Cuaron’un çocukluk yıllarında karşılaştığı kadınlardan esinlenen ROMA, dünyayı şekillendiren anaerkil düzene sanatsal bir övgü olarak karşımıza çıkıyor.

Yerel mücadelenin, sosyal hiyerarşinin ve politik olayların canlı bir portesini çizen ROMA’da, şehrin orta sınıf mahallelerinden birinde yaşayan bir ailenin evinde çalışan Mixteco kökenli genç Cleo (Yalitza Aparicio) ve iş arkadaşı Adela’nın (Nancy García García) hayatını izliyoruz. Dört çocuk annesi Sofia (Marina de Tavira), kocasının yokluğuyla boğuşurken, Cleo da bakımından sorumlu olduğu ve kendi evlatları gibi sevdiği Sofia’nın çocuklarından ayrılmasına neden olabilecek yıkıcı haberlerle karşı karşıya kalıyor. Sınıfsal ve ırksal farklara, sosyal hiyerarşiye rağmen Cleo ve Sofia, aşklarını yaşamaya, dayanışmaya çalışırken bir yandan da devlet destekli milis güçler ile öğrenci hareketleriyle sarsılan bir ülkede, evin içine sızan değişimlerle baş etmeye çalışıyorlar.

Işıldayan siyah-beyaz tonlarda çekilen, samimi, yürek burkan ve hepsinin ötesinde hayat dolu bir film olan ROMA, bir ailenin kişisel, sosyal ve politik konulardaki dengeyi nasıl sağladığını anlatıyor.

Sulla Mia Pelle – Dünya Prömiyeri / Orizzonti – Açılış Filmi – Yarışma Filmi

İtalyan mahkemelerinin son yıllarda gördüğü en tartışmalı davalardan birinin arkasında yatan akılalmaz bir gerçek hikâye. İşlediği hafif suçtan tutuklanan Stefano Cucchi, gözaltındayken gizemli bir şekilde ölü bulunur. Bir hafta içinde bir ailenin hayatı ilelebet değişir.

The Ballad of Buster Scruggs – Dünya Prömiyeri / Yarışma Filmi

The Ballad of Buster Scruggs, altı bölümden oluşan bir Batı antolojisi filmi. Joel ve Ethan Coen kardeşlerin emsalsiz anlatımıyla Amerika sınırlarında geçen bir dizi hikâye anlatılıyor. Filmde her bölüm, Batı Amerika’da geçen farklı bir hikâyeyi ele alıyor.

They’ll Love Me When I’m Dead – Avrupa Prömiyeri / Yarışma Dışı

Oscar ödüllü yönetmen Morgan Neville (20 Feet from Stardom), efsanevi yönetmen Orson Welles’in son 15 yılının hikâyesini tüm çarpıcılığıyla anlatıyor. Yurttaş Kane’in “harika çocuğu” olarak ünlenen Welles, 1970 yılına geldiğinde sürgünde bir sanatçı olarak The Other Side of the Wind adını verdiği bir projeyle Hollywood’a geri dönme hayalleri kurar. Welles, hayatının son yıllarında, yaşlanan bir yönetmenin son mükemmel film projesini hayata geçirme çalışmalarını anlatan bu film üzerine çalıştı. Welles, kendisine gönülden bağlı bir grup genç hayalperestin desteğiyle kaotik sahneleri gerilla film tekniğiyle çekti. Bir yandan da filme finansal destek bulmaya çalıştı. 1985 yılında vefat ettiğinde, sinema tarihinin en ünlü tamamlanmamış filmini vasiyeti olarak ardında bıraktı. Bu tarihi proje bugüne kadar yıllar boyunca bir kasada bekliyordu. Peter Bogdanovich, Frank Marshall, Oja Kodar ve Welles’in kızı Beatrice Welles gibi destekçilerin katkılarıyla, They’ll Love Me When I’m Dead filmi, sinema tarihinin en başarılı kariyerlerinden birinin, bugüne kadar saklı kalan son bölümünü gün ışığına çıkarıyor: Şaşaalı, yenilikçi, yenilmez ve boyun eğmez bir hikâye.

The Other Side of the Wind – Dünya Prömiyeri / Yarışma Dışı

Efsanevi yönetmen Orson Welles (Citizen Kane), 1970 yılında, başrollerinde sonraki yıllarda ortağı olan Oja Kodar başta olmak üzere John Huston, Peter Bogdanovich, Susan Strasberg’in yer aldığı son sinema filminin çekimlerine başladı. İçinde bulunduğu finansal bir darboğaz sebebiyle yapımı 1976’ya kadar sarkan ve sektörde kısa sürede kötü bir şöhret edinen film hiçbir zaman tamamlanmadı. Daha önce çekilen onlarca sahnenin Mart 2017’ye kadar Paris’in bir kasabasında çürümeye terk edilmesinin ardından yapımcı Frank Marshall (The Other Side of the Wind’in ilk çekimlerinde yapım müdürü olarak görev almıştır) ve Filip Jan Rymsza, Welles’in başlattığı işi tamamlamak için ölümünden 30 yıl sonra mücadele verdi. Oscar ödüllü besteci Michel Legrand (The Umbrellas of Cherbourg) ve Oscar ödüllü editör Bob Murawski’yi (The Hurt Locker) bir araya getiren The Other Side of the Wind, kendini Avrupa’ya sürgün ettikten sonra kendi yenilikçi tarzını yansıtacağı eve dönüş filmini çekmek üzere Hollywood’a dönen ünlü film yapımcısı J.J.’nin hikâyesini konu alıyor. Hem klasik stüdyo sistemine hem de o zamanlar işleri kökten değiştiren yeni kuruluşlara hiciv olan Welles’in son filmi, artık çok uzak kalmış olan eski film yapımcılığı dönemine açılan bir zaman makinesi olmanın yanı sıra, sanatın tartışmasız ustasından da uzun süredir sabırsızlıkla beklenen bir çalışma. The Other Side of the Wind 2 Kasım 2018’de Netflix’te gösterime girecek.