Lunacy şarkıları ile milyonlara ulaşan, birçok film ve televizyon programında  eserlerine yer verilen Anglo-Amerikan indie-folk müzik ikilisi Rue Royal, Eylül ayında yayınlanacak “In Parallel” albümleri ile 5 yıllık sessizliklerini bozuyor. Geçirdikleri karmaşık zamanın ardından daha kasvetli bir albümün geleceği mesajını Signs Are All Gone ve Thrown by the Wind teklileri ile hissettiren ikili ile samimi bir sohbet gerçekleştirdik…


“scroll down for english”

Rue Royale kimdir ve böylesine tatlı ve iç açıcı parçaları nasıl oluşturmaya başladı?

Biz Brookln ve Ruth Dekker. Rue Royale olarak 2006 yılından bu yana birlikte müzik yapan evli bir çiftiz. Karmaşık duygularla dolu olduğumuz bir mevsimde Şikago’da küçük ahşap bir evde “Even In The Darkness” isimli ilk şarkımızı yazdık. Bu şarkı ve sonrasında gelişmeler bizi umutlandırdı. 12 yıl boyunca bu umudu kovalamaya devam ettik.

Brookln’den bir keresinde “Amerikan ve İngiliz tarzı folk, soul ve rock müziğinden etkilenip hypnotic indie-folk-pop müziği çalıyoruz,” dediğinizi duyduk. Rock-soul-folk unsurlarını tahmin edebiliriz de başka bir şey şarkılarınızı inanılmaz parlatıyor… Böylesine hypnotize eden bir parçanın gizli bileşenleri nedir, ya da siz nasıl yorumluyorsunuz?

Kilise müziği dinleyerek büyüdüm. Küçüklüğümden bu yana, ateşli bir şekilde birbiriyle tam uyumlu dörtlüleri duyduğumu hatırlıyorum, yani mantraları. Bu dini söylemler topluluğun dünya görüşünü kuvvetlendirmek ve ikna edici olmak için sürekli tekrar ediliyordu. Çoğu zaman bu ritimle ve deklaratif şarkılarla kendimi kaybederdim. Bu günlerde kaybettiğimi düşündüğüm inancımı ve şansımı arıyordum; bir uyum ve tekrar içinde. Orada insanı sakinleştiren bir şey vardı, bir melodi ki bu tekrarlar seni yeterli hareketle işin içine sokardı, çok da dikkatini dağıtmayıp…

Şarkılarınız birkaç filmde ve televizyon gösterisinde yer aldı. Bu tür medya veya konserlerle insanlara ulaşmak arasında ne fark var?

 Birisi bir filmle eşlik etmeyi seçerse müziğimize, o zaman biz insanlara soyut bir yolla ulaşmış oluruz ve sanırım bu pasif bir işbirliği anlamına gelir. Aslında bu şekilde müziğe bağlanmak harika bir şey çünkü insanların kanıyla canıyla ayakta durması ya da oturması, güvensizlik yani her şey, çok başka bir şey… Bizler bedenimiz yoluyla etkileşime geçeriz ya da göz temasıyla. Ve her şey yolunda gittiğinde enerji elle tutulur bir hal alır, şans kapılarını açar. Sizi ayağa kaldıran somut bir gelişme yaşanır. Oyuncu ya da seyircinin etrafımızı saran küçük (ve büyük) bilinmezlerle mücadele ederek ve yardımlaşarak zorlukları aşması gibi. Daha işbirliği içinde ve ilkel yöntemlerle.

 Rue Royale adlı kendi adınızı taşıyan albümünüzden “Lunacy” büyük bir patlama yaptı. Parça nasıl ortaya çıktı? Şarkının ardındaki hikaye nedir? Ve şu anda dinlediğinizde, on yıl sonra, şarkı hakkında ne hissediyorsunuz?

Lunacy dinden uzak olduğum yolculuğumun başlarında yazıldı. Kendime sorduğum gerçek soruların bir koleksiyonu. İki nedenden ötürü şimdi onu belli bir sırayla dinlemek benim için zor; kayıt kalitesi düşük ve performans iyi değil, yazım daha olgunlaşmamış ve bön, benim için şöyle bir terkip; çok kişisel ve biraz da utanç verici. Gerçek şu ki birçok insan emin olmak için onunla ilgilendi. Bir çok insanın ilham aldığı bir şarkı olduğunu farz etmek istemem ama düşünmek için eğlenceli bir şey. Yazdığım bir şarkıdan her zaman onur duyarım, eğer tutulursa ve de insanlara duygulu şeyler getirirse.

 Şarkı sözleriniz öyle samimi ki, sanki ruhunuzdan kopup geliyor. Bir kalabalığın önünde duygularınızı şarkıya dökmek hiç zor oldu mu?

 Sanatçı olmayı istemek muhtemelen narsist bir ayar gerektirir. Bu durum sanatçının daha kolay çalışmasına yardım eder sanıyorum. Eskiden belli bir şeyi kasteden -bir şeyleri okuduğumda veya bana söylenenden bildiğim kadarıyla- şarkıları söylemenin daha zor olduğunu keşfetmiştim, ki onlar çok farklı yorumlanabiliyordu. Onunla yaşamayı öğrendim ve aslında onu bir tür terapik salınım olarak kullandım. Ağzınızdan çıkan sözcüklerle bir bağınızın olması çok önemli. Onların sahibi sensin, senin gereksinimin. Uğraştığın ve temsil ettiğin şey senin. Tehlikeyi hafifçe atlatmak gibi… 

Remedies Ahead’tan sonra biraz ara verdiğinizi söylemek mümkün mü? Son albüm ve gelecek albüm In Parallel arasında ne oldu? In Parallel için ana motivasyon neydi?

Turneye ara verdik bu doğru fakat aramıza bir bebek katıldı, kız. Hayatımıza ekstra bir anlam katmış olsa da bu ara verdik demek değil (henüz). Ciddi bir şekilde ebeveynlik yapıyoruz, biraz buna odaklandık. Aynı zamanda bazı gerçek, tehlikeli zihinsel sağlık sorunlarıyla uğraştım. Bu bizi biraz geri götürdü ve yeni bir normalleşme için dönüş yolumuzu yavaşça bulmaya çalıştık. Ruth ve ben on beş yıldır evliyiz ve çocuk doğmadan önceki sekiz yıl boyunca da bu yolda omuz omuza vererek geçirdik. Dünya görüşümüzde ve deneyimlerimizde çok fark yok. Eş ve ebeveyn rollerimiz bizi farklı yönlere çeken demonlarla birleşince ani bir değişim oldu. Bazı noktalarda, fiziksel olarak hala omuz omuza olsak da, çok farklı deneyimlerimiz olduğunu fark ettik. Yani tamamen farklı hayatlar paralel bir hayat yaşamıştı.

Stüdyoda çalışırken dinlediğiniz ve bizimle paylaşmak istediğiniz bir playlist var mı acaba?

Pek sayılmaz, çoğunlukla klasik müzik… Derin düşüncelere dalmak için odamda enstrümantal şeylere izin veriyorum. Boşluğa ihtiyacım vardı o yüzden zaten meşgul olan kafamı doldurmamaya çalışıyorum.

Albümü dinlediğimizde bize kasvetli veya fırtınalı bir atmosfer havası mı veriyor tam olarak bilemiyorum? In Parallel’deki atmosferi siz nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle bu harika. Bu onu anladığın anlamına geliyor. İnanılmaz bir algınız var ya da biz doğru anladık ( belki her ikisi de doğru). Bizim için zor bir sezondu. Birbirimize olan bağlılığımız olmasaydı  bu albüm de olmazdı. Yani özetle, In Parallel, ilk ebeveynliğin dehşetini ve neşesini size gösterebilen ve yıpratıcı depresyon en üst seviyede dolanırken aşkla dolu bir halde sizi kararlı bir şekilde öteki tarafa  taşıyabilecek bir tür gözetleme camıdır.

Türkiye’deki dinleyicilerinize bir mesajınız var mı?

Tabii ki. Birincisi bir meydan okuma, ikincisi de bir istek.

Meydan okuma: Hayat zor, herkes için olduğu gibi zor. Elbette kültürel ve geleneksel bazı nedenler var ama Türk olduğum için değil daha çok insan olduğum için biliyorum bunu, oraya girmeyeceğim. Demek istediğim, insan olmak zor. Gerçek bu! Orada kalalım. HEPİMİZİN iyi olma ve iyi şeyler yapma kabiliyeti var. Hayatınızı, eylemlerinizi, seçimlerinizi gerçekten arzu ettiğiniz hayata doğru yönlendirin. Gerçekte ne olduğunu düşünmek için biraz zaman ayırın. Şaşırabilirsiniz. Size karşı bile gelseler size saygı duyan insanlarla etrafınızı çevreleyin. Kararlı olun ve hakikati söyleyin. Eğer bu şeyleri yaparsanız hayatınızın daha iyiye gittiğini görürsünüz, daha kolaylaştığını, daha iyi hissettiğinizi ve yaşamınızın sevgiyle dolduğunu. Diyelim ki bunu göremediniz, ama siz yine de elinizden gelenin en iyisini yapmaya devam edin ve bunu yaparsanız varoluş sancısı çekmek yerine var olduğunuz için kendinizle gurur duyabilirsiniz. Bu da bir şeydir.

İstek: Müziğimizi sevdiyseniz onu alın. Arkadaşlarınıza bizden bahsedin ve yerel mekanlarınızda çalmak için bize yer ayırtın. Bu kayıtlar ve yaptığımız turlara zaman harcadık, para harcadık ve yüreğimizi koyduk. Sizden aldığımız destek bizi daha da yüreklendirecek.

Teşekkürler.

Brookln tarafından cevaplandı.

Foto: By Nico Hudak




 

Answered by Brookln

 

Who are Rue Royale and how did you start to create mellow, heartwarming tracks? 

 We are Brookln and Ruth Dekker. We are a married couple that has been making music together, as Rue Royale, since 2006. We wrote our first song “Even In The Darkness” in a small wooden house in Chicago during an emotional and confusing season. The song and process brought us hope. We have carried on chasing that hope for 12 years.

We heard once Brookln said, “We play hypnotic indie-folk-pop influenced by American and British folk, soul and rock.” We can guess the folk, soul and rock materials but stuck at the element which makes your brilliant tracks hypnotic. How do you interpret/what is the secret ingredient of a hypnotic track?

Growing up, my folks were into gospel music. From early on, I remember hearing impassioned quartets singing in tight harmonies, these mantras. Repeating these religious phrases over and over in an effort to convince or bolster the congregation’s collective worldview. Often, I would get lost in the rhythm and the repetition of these declarative songs. These days, I’ve lost my religion and look for chances to get lost in harmony and repetition. Something about a soothing melody that repeats with enough movement to entangle you but without too much variety to distract. There’s a sweet spot and you know it when you’ve been there.

Your tracks had been featured on several films and television shows. What are the differences between reaching people through this kind of media and through concerts?

When someone selects our music to accompany a piece of film, we’re only reaching people in an abstract way and I suppose a passively-collaborative way. It’s great to have our music engaged with in such a way but standing or sitting in front of flesh and blood humans, insecurities and all, is a whole other thing. We communicate through our body language, eye contact. When it’s going well, the energy is palpable and has the potential to bring about change. Like tangible change, a performance taken seriously can lift you. Like performer and audience can help each other transcend difficulty and wrestle with the little (and large) unknowns that surround us all. It’s much more collaborative and primal in that way.

From your self-titled album, Rue Royale “Lunacy” was a huge blast! How did the song come up? What is the story behind the track? And when you listen to it now, after nearly 10 years, how do you feel about the track?

Lunacy was written early on my journey away from religion. It is what it says on the can. Lunacy is a collection of real questions I was asking myself. It’s a hard one for me to listen to now for two reasons, in no particular order: the recording quality and performance are not great and the writing is raw and naive; a combination that, for me personally, is a little embarrassing. The fact that many people have resonated with it is interesting, to be sure. I wouldn’t want to assume what it is about the song that has taken a shine to so many people but it’s a fun thing to think through. I feel honoured anytime a song I’ve written gets latched on to or gets people feeling things.

Your lyrics sound so sincere like coming directly from your soul! Have you ever find it quite hard to sing about your feelings in front of a crowd?

It probably takes a measure of narcism to want to be a performer. I suppose that helps to make it an easier exercise. I have found it difficult in the past to sing some songs that mean a certain thing to me when I know from being told or reading things, that they are being interpreted in very different ways. I’ve learned to live with it and in fact use it as a kind of therapeutic release. It’s really important to be connected with the words that leave your mouth. You have to own them, you need to. It’s you you’re dealing with and representing. That’s only to be taken lightly at your peril.

 After Remedies Ahead, is it possible to say you gave a little break? What happened between the last album and upcoming album In Parallel? What are the main motivations for In Parallel?

We took a break from touring, that is true but we were joined in life by a baby girl. She has brought additional meaning to our life but hasn’t provided a “break” for us (yet). We take the role of parenting seriously and have been focused on that. At the same time, I have struggled with some real and dangerous mental health issues. It set us back a bit and we had to take it slow to find our way back to a new “normal”. Ruth and I have been married for fifteen years and for the 8 years prior to childbirth we had lived our lives on the road shoulder to shoulder. Very little variance in our world views or experiences. That changed immediately as our roles as parents and partners combined with my own demons took us in different directions. At some point, we noticed that though we were still physically shoulder to shoulder, our experiences were wildly divergent. Completely different lives lived in parallel.

Do you have any “in the studio” kind of a playlist that you listened during the recording time that you want to share with us?

Not really, lots of classical music. You know instrumental stuff that allows room for contemplation. I needed space and tried not to fill my (already busy) head.

When we listen to the album, I don’t know if its just us but we felt quite a gloomy, stormy atmosphere. How do you interpret the atmosphere of the In Parallel?

 Firstly, thats cool. That means that you get it. You’re either incredibly perceptive or we got it right (possibly both?) It was a tough season for us. Were it not for our commitment to each other this album wouldn’t be. So, in summary, I guess In Parallel is a sort of sight glass into which you could potentially see the joys and terrors of early parenting and crippling depression floating atop a loving union filled with resolve to make it through to the other side.

Do you have any messages for your audience in Turkey?

Sure! Two things, a challenge and a request:

The challenge – Life is hard, like for everyone, it’s hard. Of course there are institutional and cultural reasons for some of this but since I know a lot more about being human than being Turkish, I won’t go there. I mean, being human is hard. That’s the fact. Stick in there. We ALL have the ability to be and do good. Orient your self, your life, your actions, your choices toward the life you truly desire. Take some time to think through what that actually is. You may be surprised. Surround yourself with people that respect you but also challenge you. Make intentional decisions and tell the truth. If you do these things, you may find your life getting better, a little easier, that you feel better, that you have more love in your life. You may not find this, but if you are doing the best you can, you can feel proud and can exist in-spite-of rather than under the pain of existence. And that’s something at least.

The request – If you like our music, please buy it. Tell your friends about us and ask your local venues to book us in to play. We put a lot of heart, time and money into these records and tours and are heartened by the support we receive.

Thank you!