Samuel Beckett’in yazdığı Godot’yu Beklerken ilk olarak 1952 yılında basılmış, 1953’te de sahnelenmiştir, hâlâ da sahnelenmeye devam etmektedir. O günden beri tartışmalara yol açan eser, bitiş kısmında sizi de bir sorgu ve tartışma içinde bırakır. İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini varoluşu sorgulayan ve umutsuzluğa dair söylemleriyle çokça barındırır. Fakat şöyle bir şey de vardır ki karakterlerin Godot’yu bekleyişi umut bekleyişidir de.

Absürd Tiyatro öğelerini barındıran oyunda zaman döngüsü adeta bizi ele geçirir. Bu tip tiyatrolarda giriş-gelişme-sonuç bölümlerini görmeyiz, bunun yerine döngüsel ve birbirini tekrar eden olaylar görürüz. Absürd Tiyatro’nun karakterlerinin Klasik Tiyatro’ya göre daha belirsiz olması gibi farklılıklar eser hakkında olumsuz eleştirilere yol açıp beğeni sayısını oldukça düşürmüştür. İlerleyen yıllarda ise eleştirmenler tarafından defalarca masaya yatırılmasından sonra aslında daha anlaşılabilir bir eser olduğu kabul edilmiştir.

Karakterler hakkında;

Önce de belirttiğimiz gibi eserin spesifik karakterleri yoktur; nelerden hoşlandıklarına, ilgi alanlar ya da geçmişlerine dair detay belirtilmemiştir. Oyunda karakterlerin birbirine hitabında gerçek adlarını kullanmadığını görürüz. Buna olmayan olay ve zaman örgüsü eklenince de aslında kişilerden ziyade insanın özüne olan vurguyla karşılaşırız. Yani oyundaki iki ana karakterimiz hem “herkes”tir hem de “hiç”tir. Eserin yazılı halinde bu iki ana karakterin adı Estragon ve Vladimir’dir. Oyun boyunca kimi zaman birbirine hak verip, yeri geldiğinde didişirler ama hiçbir zaman birbirini terk edememektedirler. Bu konuda eleştirmenler onları id ve süper egoya benzetir. Temelde birbirine iki zıt karakter olanlardan Vladimir insani değerlere ve onura önem veren, duygu-düşünce adamıdır. Estragon ise insani güdülerine göre hareket edenleri temsil eder ve insani değerlere pek de önem vermez. İki karekterin zıtlılarının çatışması ise gerek dünyadaki gerek kendi içimizdeki çatışmaları anımsatır.

Karakterlerimiz Godot’yu beklerken sahneye Podzo ve Lucky çıkagelir. Podzo sömürgeci egemen güçleri temsil eden bir ‘sahip’tir. Her hareketi, her eylemi abartı içerisinde bir gösteriş taşır. Oyunda onu hep bir acele içerisinde görürüz ama aslında nereye ne zaman gideceğini kendisi bile bilmez. Lucky ise onun tüm eşya ve yüklerini taşıyan uşağıdır, Podzo onu nereye yönlendirirse oraya gider, hiçbir komutu da kaçırmaz. Bu iki karakteri oyunun ikinci kısmında tekrar görürüz fakat bu sefer Podzo kör, Lucky ise dilsizdir. Adeta köleliğin çöküşü gibidir.

Ve Godot’ya gelecek olursak…Godot için kesin olarak bir birey ya da toplumsal bir olgu diyemeyiz. Godot her toplumda değişen bir varlıktır. Çoğu sefer karakterler için bir Tanrı, duygu olarak umut ya da hiç gelmeyecek bir düzendir.

Oyunun sonunda Godot’nun gelmeyişi üzerine Vladimir ve Estragon önce kendilerini asmayı düşünür fakat uygun ipi bulamazlar. Ertesi gün gelmeyi planlayıp kendilerine iki seçenek sunarlar; Godot gelmezse diye yarın için sağlam bir ip getirmek ya da Godot gelir ise zaten kurtulabilecek olmalarıdır. Bu seçenekleri dile getirdikten sonra ikisi de kımıldamaz.